"AB'ye uyum sağlamak için toplumun aile değerleri hiçe sayılıyor"

CEDAW, İstanbul Sözleşmesi ve Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları gibi uygulamaların, bu toplumun yapısına uygun olmadığını belirten Araştırmacı-Yazar Burhan Bozgeyik, AB'ye uyum sağlamak için toplumun aile değerlerinin hiçe sayıldığına dikkat çekti.

Batı'dan ithal edilen ve toplumsal yapımızla uyuşmayan yasaların kaldırılması için farklı kesimlerden tepkiler gelmeye devam etmesine rağmen, bu konuda herhangi bir adımın atılmaması toplumun tüm kesimlerini endişelendiriyor. Yürürlüğe girdiği ilk günden itibaren toplumu ifsat eden ve aileyi hedef alan İstanbul Sözleşmesinin toplumda oluşturduğu tahribat ise tehlikeli bir duruma doğru ilerliyor.

 

Bu konuda da duyarlı olan siyasi partiler başta olmak üzere, sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, ilahiyatçılar ve toplumun birçok kesimi, söz konusu uygulamaların kaldırılması ve aile yapısına sahip çıkılması çağrısında bulunuyor.

 

Düzenlenen basın açıklamaları, protestolar ve çeşitli platformlarda; İstanbul Sözleşmesi, CEDAW, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve "Aileyi yıkan yasa" olarak bilinen 6284 sayılı kanun uygulamalarının kaldırılması talep ediliyor.

 

Toplumda bu kadar tepki oluşturmasına rağmen halen yürürlükte olan ve binlerce kişiyi de mağdur eden uygulamalara son verilmesi çağrısında bulunan Araştırmacı-Yazar Burhan Bozgeyik, toplumun inancını ve geleneksel değerlerini hedef alan, aileyi, toplumu, nesli ve insanlığı yok etmeyi hedefleyen bu tür sözleşmelerden bir an önce vazgeçilmesi gerektiğini belirtti.

 

Bozgeyik, "Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi"nin (CEDAW), uluslararası bir sözleşme olduğunu belirterek, bu sözleşmenin 18 Aralık 1979 yılında BM Genel Kurulu'nda kabul edildiğini, 1981 yılında ise yürürlüğe girdiğini, bu sözleşmeye aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 128 ülkenin imza attığını hatırlattı.

 

Bu anlaşmanın Türkiye'de ilk dönemlerde pek fazla uygulanmadığını belirten Bozgeyik, "Daha sonra bu dış baskılar sonucu 2011 yılında 'İstanbul Sözleşmesi' hayata geçiriliyor. Ama bunun öncesi de var. Yani uygulanmıyor derken aslında kısmen uygulanmaya başlıyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, genel müdürlükler kuruluyor. Bir takım kanuni düzenlemeler yapılıyor. 'İstanbul Sözleşmesi' 1 Ağustos 2014 yılından itibaren resmen yürürlüğe giriyor." dedi.

 

"Bu tür sözleşmeler hiçbir yönü ile bünyemize uymuyor"

 

Bu tür sözleşme ve anlaşmalarının amacına bakılması gerektiğini belirten Bozgeyik, "Gerek CEDAW gerek 'İstanbul Sözleşmesi' olsun ve gerekse Avrupa Birliği'ne girmek için yapılan kanunlar, bir takım paket programları olsun, bu sözleşmeler, anlaşmalar ve kanunlar bizim bünyemize uyuyor mu veya uyar mı, bunun neticesi ne olur? Buna bakmamız ve bunun neticesini hesap etmemiz lazım. CEDAW veya 'İstanbul Sözleşmesinin bütün dayatmalarını kabul edeceğiz' diye bir şey yok. Çünkü hür ve müstakil bir ülkeyiz. Kendi kendimize bakmamız lazım. Dolayısıyla söz konusu bu tür kanunları irdelediğimizde, incelediğimizde, tahlil ettiğimizde ve sonrasında uygulamalarına baktığımızda bünyemize uymadığını görüyoruz. Hiçbir yönü ile bünyemize uymuyor." ifadelerini kullandı.

 

"Aile yapısı kanunlarla tanzim edilmez"

 

Aile yapısının kanunlarla tanzim edilemeyeceğinin altını çizen Bozgeyik, "Biz, Müslüman bir topluluğuz. Türkiye'nin yüzde 99'u Müslüman'dır. Aslında bizim aile yapımız kanunlarla tanzim edilemez. Kur'an-ı Kerim'de aileye yönelik temel kanunlar var. Peygamber Efendimizin hadisleri var, uygulama var. Peygamber Efendimizin bir aile yaşayışı var. Sahabeler Peygamber Efendimizi ve daha sonraki Müslüman topluluklar da taklit etmişler. İşte 'İslami esaslar' dediğimiz ve kanun olmasa bile herkesin uyduğu gelenek-görenekler sayesinde asırlardan beri huzurlu bir cemiyet halinde yaşamışız. Ailelilerimiz huzurlu bir şekilde yaşamış. Günümüzde olduğu kadar boşanmalar ve sıkıntılar yoktu. Bu şekilde ailede kavga yoktu." şeklinde konuştu.

 

"Genetiğimiz değiştirilmek isteniyor"

 

"CEDAW'ın, Avrupa Birliği'nin ve 'İstanbul Sözleşmesi'nin bizlere dayattığı bu kanunlar GDO'lu ürünler gibi bizim aile yapımıza terstir." diyen Bozgeyik, şunları söyledi:

 

Bizim kimyamız bozulmak isteniyor ve genetiğimiz değiştirilmek isteniyor. Bu anlaşmalar ve kanunlar bizim yapımıza terstir. Peki, biz ülke olarak bunu neden uyguluyoruz? Bize silah mı dayatılıyor ve buna ne mecburiyetimiz var? 'BM kararları' deniyor ve BM kararları denilince israil ile ilgili BM belki şu ana kadar 500 karar almıştır. İşte yine Gazze'yi bombalıyor ve canı sıkıldıkça Müslüman öldürüyor. BM de sadece kınıyor. israil başbakanına 'sizi kınadılar, karar aldılar' diyorlar. 'Kim yaptı?' 'BM'mi, hani ben BM'yi göremiyorum' diyor. Yani dalga geçiyor. Biz BM'nin her kararına uymak mecburiyetinde değiliz. Biz, hür ve müstakil bir ülkeyiz. Biz, neden bunlara uyacağız?

"Aile mahremiyeti diye bir şey kalmadı"

 

Bu tür anlaşmalar ve sözleşmelerle aile yapısının tahrip edildiğine dikkat çeken Bozgeyik, "İnsanlarımız evden uzaklaştırılıyor. Kaç yüz bin kişi evden uzaklaştırma cezası almış! Bu ne demektir? Kişi hanımıyla tartışmış, hanımı karakola şikâyet etmiş, mahkeme kararıyla erkek evden uzaklaştırma cezası almış ve 6 aydan evden uzaklaştırılmıştır. Bu insanların bir daha da kalpleri birbirine doğrulur mu? Doğrulmuyor. Hâlbuki bizim yapımızda uzlaşma heyetleri, büyüklerimiz, çevremiz ve komşularımız vardır. Bunlar bir araya gelir, devreye girer ve hiç mahkemeye gidilmeden sorunlar çözülür. Bizde aile içi şiddet yoktur. Bunlar Avrupa'nın uydurduğu şeylerdir. Avrupa kendisi aile içi şiddeti uyguluyor. Bizde eşine bir fiske bile vurulmaz. Peygamber Efendimiz, hanımlarına ve çocuklarına bir fiske bile vurmamıştır. Hiçbir çocuğa ve insana bir fiske bile vurmamıştır. Bizim rehberimiz, Peygamberimizdir. Aile mahremiyeti diye bir şey kalmadı. Dizilerle aile yapımızı mahvettiler. Bizim ailemiz o dizilerdeki gibi bir aile değil. Bizim yaşayışımız o dizilerde anlatılan gibi bir yaşayış değildir. Bizde kimse kimsenin namusuna yan bakmaz. Bizim dinimizde, namahreme ikinci defa bakış bile yasaklanmıştır. Nerede olursa olsun, namahremi görünce yüzünü çevirir." şeklinde konuştu.

 

"Annelik kadar şerefli bir meslek var mı?"

 

Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk'un, geçtiğimiz günlerde Avrupa Birliği (AB) Delegasyonu ile birlikte 7 ilde 0-60 aylık arasındaki çocuklarını bakanlıklara bağlı kreş, anaokulu veya gündüz bakımevine gönderen sigortalı çalışan 10 bin 250 kadına her ay 100 Euro mali destek sağlanacağını belirttiği açıklamayı hatırlatan Bozgeyik; Cumhurbaşkanı Erdoğan, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Selçuk'a seslendi:

 

Lütfen artık bu yanlışlardan vazgeçin. Annelik ve ev hanımlığı resmen horlanıyor. Hani 'ayrımcılık' deniyor ya, ayrımcılık budur. Yani ev hanımı sanki böyle kötü bir şeymiş gibi lanse ediliyor. Annelik sanki 'öcüymüş' gibi yansıtılıyor. Annelik kadar değerli bir şey var mı? Annelik kadar şerefli bir meslek var mı? Annelik kadar ağır bir işçilik var mı? Annelik kadar haysiyetli bir iş var mı? Anneliğin yüceltilmesi ve sahip çıkılması lazım. Ev hanımlığına sahip çıkılması lazım. 'Yuvayı yapan diş kuştur.' denilir. Evde bir hanım olmazsa o yuvada huzur ve güzellik olmaz. Kadın sokakta olursa, çalışırsa, eve yorgun bir şekilde gelirse ne olur?  O annenin çocuklarına neden acımıyorsunuz? Çocuklar, en çok annelerine ihtiyaç duyarlar. Ama anne yok, çocuğu kreşe, bakıcıya verecekmiş ve çocuğun bakıcısına bin 300 TL verecekmiş. Mademki paranız bu kadar çok ise anneye verin. Dolayısıyla annelere sahip çıkılması lazım.

"Neden Avrupa Birliği'nin her dediğini yapıyoruz?"

 

Bozgeyik, "Yapılan bu uygulama ters ve yanlış. Benim zoruma giden bu. Ben, anneler adına sesimi yükseltmek istiyorum. Çünkü annelik horlanıyor. Sanki ev kadınlığı kötü bir şeymiş gibi yansıtılıyor. Evet, çalışan çalışsın. Ona bir şey demiyoruz. Ama herkesi çalışmaya teşvik etmek yerine kadınların fıtratına en uygun olanı anne olmaktır. Anne olmanın değeri, kıymeti acaba layıkıyla biliniyor mu? Bakan hanımın kendisi de bir annedir. Bunu en iyi kendisinin bilmesi lazım. Dolayısıyla yapılanlar kesinlikle yanlıştır ve yanlışı da haykırmak lazımdır. Yanlıştan dönmek lazım. Sizi buna kim zorluyor? Avrupa Birliği bizi daha arasına bile kabul etmedi. Neden onların kanunlarını uyguluyoruz? Neden Avrupa Birliği'nin dedikleri yapılıyor. Bizi kabul etmiyorlar, hatta çok hakaret dolu ifadeler kullanıyorlar ve Türkiye'ye yönelik aldığı yaptırım kararları var. Peki, biz neden Avrupa Birliği'nin her dediğini yapıyoruz?" diye sordu.

 

"Aile bu cemiyetin temel taşıdır"

 

Toplumun temelinin aile olduğuna dikkat çeken Bozgeyik, "En başta kadın, kadın dediğimiz zaman anne, anneden sonra aile gelir. Aile bu cemiyetin temel taşıdır. Eğer bu aile sarsılırsa yani kadınlar asli vazifesinin dışında annelikten koparılırsa cemiyetimiz sarsıntı geçirir. Bir müddet sonra da cemiyette huzur olmaz ve toplum diye bir şey kalmaz. Hani 'beka meselesi' deniliyor. Asıl beka meselesi budur. Cemiyet ve aile olmazsa bizim bekamız olmaz. Bize ne olur? Köleleşiriz ve yarın Avrupa Birliği'nin her dediğini yapmak mecburiyetinde kalırız. Bize bunları dayatanların da emri altına gireriz. Çünkü bizim temel yapımız bozulmuş olacak, huzur kalmayacak. Çocuklar şefkatsiz büyüyecek. Anne şefkatinden mahrum büyüyen çocuklar, problemli çocuklardır. Bunu bütün ilim adamları söylüyor. Bizim bütün çocuklarımız yarın problemli bir hale gelecek. Yani aileyi çekirdek aile haline getirdiler. Çünkü evde dede, nine, anne ve baba yok. Anne, baba çalışıyor, çocuk ise kreşte kalıyor. Çocuk bakıcısı dediğiniz ve maaş verdiğiniz kadın, ne kadar değerli bir insan ve ne kadar iyi eğitim almış olursa olsun, çocuğa annenin şefkatini gösteremez." diye konuştu. (İbrahim Koçyiğit-İLKHA)


Önceki 'Sosyal medya ile kötü alışkanlıklar ve bozulmalar başladı'
Sonraki Gaziantep Hayvanat Bahçesine ara tatilde ziyaretçi akını