Ağrı Dağı'nın kuzey eteğinde Erkenlenir Devrine ait savunma yapısı: Aşağı Erılı Kalesi /Aşağı Erhacı Kalesi

Ağrı'da bulunan, Erkenlenir Devrine ait bulunan bir savunma yapısı: Aşağı Erhacı Kalesi

Ağrı Dağı'nın kuzey eteğinde Erkenlenir Devrine ait savunma yapısı: Aşağı Erılı Kalesi /Aşağı Erhacı Kalesi
09 Eylül 2021 - 12:09
Kızıl Kayalıkların üzerine kurulan kalenin kuzeybatı eteğinde Erhacı Ziyareti, kuzey eteğinde de köy konutları bulunmaktadır. Köy yerleşmesinin olduğu alandan ortalama 65-90 m. yüksekliğindeki kalenin kuzeyinde, düz bir şekilde uzanan oldukça verimli topraklara sahip Iğdır Ovası yer almaktadır .Kalenin güneyini, kademeli bir şekilde yükselen Ağrı Dağı, bir duvar gibi kapatmaktadır. Bu coğrafi konumu ile kalenin, Eski Çağ ve Orta Çağ'da Iğdır Ovası'na kıyasla çok stratejik bir mevkie kurulduğu anlaşılmaktadır.
Ağrı Dağı'nın kuzey tarafı, diğer yönlere kıyasla daha az sarp ve engebesiz bir yapıya sahiptir. Bundan da önemlisi, dağın kuzey tarafı bitki ve ağaç örtüsü bakımından oldukça zengindir. Yazılı kaynakların vermiş olduğu değerli bilgilere göre, Orta Çağ'da bile Ağrı Dağı'nın kuzey bölümünde zengin sayılabilecek bir orman örtüsü bulunmaktaydı.
Aşağı Erhacı Kalesi, Iğdır İl’inin yaklaşık 4.5 km. güneyinde yer almaktadır. Oldukça geniş bir coğrafyaya yayılan köy yerleşimi, yörenin en verimli tarım alanlarına sahiptir. Tarım alanlarının su gereksinmesini karşılamak amacıyla, güneyde Ağrı Dağı eteklerinden sulama kanallarının açılarak, su getirildiği görülmektedir. Ancak çok uzun bir süreden beri, bakımsızlık nedeniyle su kanallarının içinin kum ve toprak ile dolduğu gözlemlenmektedir.

Köy konutları ile kayalık tepe üzerinde bulunan kale arasında, bölgenin en önemli ziyareti yer almaktadır. Kalenin hemen kuzeybatı eteğinde bulunan "Erhacı Ziyareti", yüzlerce yıldan beri yöre halkı tarafından kutsanmakta ve isteklerinin olumlu yönde sonuçlanması karşılığında veya şükran borcu amacıyla küçükbaş hayvan kurban edilmektedir. Bu önemli dinsel merkezin, Eski Çağ'da da kullanılıp kullanılmadığını, yazılı belgelerin eksikliği yüzünden şimdilik bilemiyoruz.

İbn al-Fakih, Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki ormanlarda 20 çeşit ağacın bulunduğunu ve kesilen ağaçların önemli bir ticaret kaynağı olduğunu belirtmektedir. 10. yüzyılın ikinci yarısında bilgi veren Arap coğrafyacı el-Is- tahri, bölge halkının yakacak odun ihtiyacını Büyük Ağrı Dağı'ndan (Cebel-ül Haris) karşıladığını yazmaktadır. Ayrıca, İstahri Büyük Ağrı Dağı'nın bol olan su kaynaklarına sahip olduğunu, bu yüzden bölge halkının bitki topluluğu ile kaplı olan Ağrı Dağı eteklerinden av hayvanı avladığını belirtmektedir. Benzer bilgilere, diğer Arap coğrafyacıların yazmış olduğu kitaplarda da rastlanılmaktadır. Ancak yüzlerce yıldan beri insanların ağaca duymuş olduğu aşırı ihtiyaçtan dolayı, günümüzde çok az ağaç kalmıştır. 5137 m. yüksekliğindeki Ağrı Dağı'nın volkanik püskürüğü olan lavları, çok geniş bir alana yayılmıştır. Ağrı Dağı'nın kuzey eteklerinde Aşağı Erhacı Köyü'ne kadar yayılan püskürük lavları, renginden dolayı yöre halkı tarafından "Kızıl Kayalıklar olarak isimlendirilmektedir. Arkeoloji dünyasına ilk kez Dr. Ayhan Yardımciel tarafından tanıtılan kale, andezitten oluşan ve Iğdır ovası ile birleşen Kızıl Kayalıklar üzerinde bulunmaktadır.

Arkeoloji dünyasına ayrıntılı olarak tanıtacağımız Aşağı Erhacı Kalesi, Ağrı Dağı Bölgesi'nin Erken Demir devri ve Urartu Krallığı dönemine ait anıtsal kaya işaretleri ve ana kayadan taş çıkarma ve işleme tekniklerini aydınlattığı için çok büyük bir önem taşımaktadır.

Doğu-batı doğrultusunda bulunan kalenin üstü, ortalama 170-185 m uzunluğunda ve 80-90 m genişliğinde dikdörtgen bir plan göstermektedir. Yaklaşık 13 dönüm lük bir alanı kaplayan ve nispeten düz olan kalenin üstü, gerek kaçak kazı yapan insanlar tarafından, gerekse doğa koşulları yüzünden aşırı bir şekilde tahrip olmuştur. Kale üzerinde ve çevresinde erozyonun etkisi o kadar büyük olmuştur ki, savunma duvarı ve mimari yapılarda kullanılan taşlar ısı farkından dolayı parçalandığı gibi, yerleşmeye ait mimari yapılardan en küçük bir iz bile kalmamıştır. Hatta bazalt taşından yapılmış kürevi bir biçime sahip ezgi taşı bile kırılmıştır. Kale duvarlarının ve kurgan türü mezarların insanlar tarafından aşırı bir şekilde tahrip edilmesinde, köy yerleşmesinin hemen yanında olmasının da çok büyük bir etkisi olmuştur.

Aşağı Erhacı Kalesi'nin kuzey ve batı bölümleri dik, sarp ve uçurum ile sonuçlandığı için, bu kesimlere herhangi bir savunma duvarı yapılmamıştır. Kalenin savunma yönünden zayıf olan doğu ve güneydoğu bölümlerine ise, o dönemde güçlü sayılabilecek duvarlar inşa edilmiştir. Savunma yönünden zayıf olan doğu bölümüne yapılan duvarın kuzeyi, ortalama 35 m, güney bölümü de 30 m uzunluğunda ve 2.40 m kalınlığındadır, Orta büyüklükteki taşların kullanıldığı duvarı temellerinde, ancak bir sıra taş dizisi günümüze kadar varlığını koruyabilmiştir.

Bu duvarın ortasında ise, ortalama 3.10 m genişliğinde kapı açıklığı bulunmaktadır. Duvar taşlarının yıkık olması yüzünden, kuzey ve güney duvarlarının simetrik olup olmadığı belli olmamaktadır. Güneydoğu yönünden gelen ve fazla dik olmayan bir rampayı aşan eski yol kalıntısı, doğu kapısını geçtikten sonra kalenin içine ulaşmaktadır".

Kalenin güneydoğu köşesinde ve sur duvarına yakın yüksek bir yerde bulunan büyük bir kurgan, yakın bir zamanda defineciler tarafından kaçak olarak kazılmıştır. Üstten kazı yaparak mezar odasının içine giren defineciler, acımasız bir şekilde kurganı tahrip etmiştir. Kabaca doğu batı doğrultusunda yapılan mezar odası, ortalama 1.80 m x 1.40 m büyüklüğünde dikdörtgene yakın bir plan göstermektedir.

Kalenin savunma yönünden zayıf olan bir başka bölümü, güneydoğusudur. Buraya yapılan savunma duvarı da, ortalama 2 m kalınlığında ve 100-110 m uzunluğundadır. Arazi topografyasının belirlediği duvarların çok büyük bir kısmı, yer yer tahrip olmuştur. Yıkılan duvarın kabaca işlenmiş orta büyüklükteki taşları, aşağılara kadar sürüklenmiştir.

Duvar temellerinin, düzeltilen ana kaya üzerine açıldığı görülmektedir. Bu bölüm deki savunma duvarının orta büyüklükteki taşları da, ancak bir sıra halinde günümüze kadar varlığını koruyabilmiştir. Duvarlarda kullanılan taşların, dörtten fazla köşeye sahip oldukları ve birleşme yerlerinin kabaca da olsa düzeltildikleri görülmektedir. Duvarların ilk yapıldığı dönemdeki yüksekliğinin ne kadar olduğunu bilemiyoruz.

KURGANLAR

Kalenin üzerinde, sur duvarlarının çevrelediği alanda ve sur duvarının dışında kalan kuzeydoğu bölümünde, altı adet kurgan bulunmaktadır. Halkın yapmış olduğu kaçak kazılar sonucunda, kurganların, Mezar odasının mevcut derinliği, günümüze 40-60 cm arasında değişmektedir. Ancak taş ve toprak dolgudan dolayı, mezar odasının gerçek derinliğinin ne kadar olduğunu kesin olarak bilemiyoruz. Mezar oda sının yan duvarları orta büyüklükte, genellikle yassı taşlardan büyük bir özenle örülmüştür. Ancak, yan duvarların bindirme tekniği ile inşa edilmediği görülmüştür. Bu durumda, mezar odasının üzerinin nasıl kapatıldığı bir soru olarak karşımıza çıkmaktadır.Defineciler tarafından kaçak olarak kazılan diğer kurganların çevresinde de, mezar odasının üzerini kapatan ağır ve büyük kapak taşlarının kalıntılarına rastlanılmamıştır. Olasılıkla, mezar odasının üzerinin ağaçlar ile kapatıldığı ve bunun üzerine de taşların tümsek biçiminde yığıldığı anlaşılmaktadır.

Yüksek kayalık alanda mezar odasının üzerine işlenmemiş taşların yığılması ile bir tepeye dönüştürülen kurganlar, oldukça etkileyici bir görünüme sahiptir. Bir arada yapılan kurganlar, Eski Çağ'da "Ata Kültür'ünü yansıtan kutsal bir alan olduğu için, her türlü insan ve hayvan tahribatının dışında bırakıl miştir¹

Benzer mezarlar gibi, bu tür mezarların da aile mezarı olduğu ve birden fazla görü nün yapıldığı sanılmaktadır. Ancak, mezar odasına ölü armağanı olarak bırakılan çanak çömlekler ile metal silah, çeşitli takı parçası ve boncuklar acımasız bir şekilde yağmalanmıştır. Kurganın ortasında bulunan mezar kurulduğu kayalığın üzeri, büyük  blokların kesilerek kaldırılmasıyla  bir alana dönüştürülmüştür.
Kaya bloklarından taşların çıkarılması ve işlenmesinde kullanılan geleneksel yöntem, Eski Çağ'da Ağrı Dağı Bölgesi'nde bulunan taş ocağı ve atölyelerinde bilinen ve uygulanan yöntemlerin bir benzeridir". Örneğin Aşağı ve Yukarı Karakoyunlu (Menuabinili) kalelerindeki taş ocağı ve atölyesinde, benzer yöntemler uygulanmıştır"

Kesilerek çıkarılacak kaya blokunun, üzerindeki çıkıntılar önce murç, keski ve çekiç darbeleriyle kabaca düzeltilmiştir. Kaya parçasını kolay bir şekilde çıkarmak için, ana kayanın ön ve yanlarının açık olması gerekmektedir. Aşağıda vereceğimiz dört örnek, taşların ana kayadan nasıl çıkarıldığını, işlendiğini veya çıkarılan taş parçasının taşınma dan yerinde bırakıldığını göstermektedir.

1- Üzerindeki pürüzleri düzeltilen ve üç tarafı açık olan kaya parçasını ana kaya dan ayırmak amacıyla, istenilen ölçüde kaya bloğunun üzerine murç ile boydan boya bir oluk açılmıştır. Ortalama 4-6 cm genişliğinde ve 9-10 cm derinliğinde olan oyuğun içine, yatay olarak ağaç yerleştirilmiştir
Kalenin batı ucundaki kayalıklar üze rinde bulunan taş ocağı ve atölye kalıntısı, çok belirgin bir durumdadır. Kalenin doğu yamacındaki taş ocağı ve atölyesinin üzeri, yer yer toprak tabakası ile kapandığından, yalnızca ana kayadan çıkarılan taşların boş yerleri görülmektedir.

Kale duvarlarının yapımında kullanılan kahverengi görünümündeki taşlar, volkanik Ağrı Dağı püskürüğü olan ve halk tarafından Kızıl Kayalıklar olarak isimlendirilen kayalıklardan elde edilmiştir. Kızıl Kayalıklardan çıkarılan taşlar, siyah görünümlü bazalt ve andezite kıyasla daha yumuşak bir dokuya sahiptir. Bu yüzden taşları çıkarmak ve işlemek nispeten daha kolay olmuştur.

Kalenin üzerinde kurulduğu Kızıl Kalıkların yüksek ve büyük bloklarının tek ek kesilerek işlendiği ve çıkarılan taşların, avunma yönünden zayıf olan doğu ve güneydoğudaki duvarların yapımında kullanıldığı anlaşılmaktadır. Zaten başka yerden çıkarılanların sarp ve yüksek kayalıklara taşınması, nakısız bir durumdur. Günümüzde kalenin üzerine su dökülerek şişmesi, genişlemesi ve genişleyen ağacın kaya bloğunu çatlatması ile ana kayadan kopması sağlanmaktadır. Çıkartılan  kaya parçasının çevresinde ise, daha önce çıkarılan ve işlenen taşın daha küçük parçaları dağınık olarak durmaktadır.

2- Ana kayadan çıkarılan bir başka büyük taş parçası, taşınmadan yerinde bırakılmıştır. Çıkarılan ve kenarları kabaca düzeltilen taşın çevresinde, koparılan taşlar dağınık olarak bulunmaktadır.

3- Üzerindeki pürüzleri düzeltilen ana kayadan çıkarılan taş parçasının yeri, boş olarak durmaktadır. Çıkarılan taş parçası, duvarlarda kullanılmak üzere taşınmıştır.

4- Üzerindeki çıkıntıları düzeltilen ana kayalıktan çıkarılan yarım ay biçimindeki taşların yan yana boşlukları, çok belirgin bir şekilde görülmektedir. Yarım ay biçiminde ki boşlukların çapları, ortalama 1.60 m ile 2.00 m arasında değişmektedir. Ana kayanın batısı boştur ve çıkarılmak istenen taş parçası için, ana kaya üzerine murç ile dikey ir oluk açılmışsa da, kaya çatlatılmamış ve  yarım bırakılmıştır. Çıkarılan taşların narlarından koparılan daha küçük parçalar, kümeler halinde durmaktadır.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum