ERKEN DEMİR ÇAĞI'NDA AĞRI DAĞI BÖLGESİ

Bu yüzden dağ eteği ve yaylalarda gelişen Erken Demir Çağı kültürü, yanı göçebe topluluklar tarafından ortaya konulmuştur.

ERKEN DEMİR ÇAĞI'NDA AĞRI DAĞI BÖLGESİ
18 Eylül 2021 - 12:05
Vedat Evren BELLİ

GİRİŞ
Teen beten nie bilim insanlarının He benim gibi. Ilk Tunç Çağı'nın sladan itibaren Doğu Anadola, Trans ka ve Kunerban Iran bölgelerinde bulu- nahuklerde bir uzlaşma başlamıştır.

Ağrı Dağı Anadolu Bölgesi'ndeki höyüklerde olan insanlar sanki tarımı terk etmiş, suyu o bol olan yaylalara göç etmeye başlamıştır. Yaylaların sunmuş olduğu bu elverişli koşullar öylesine benimsenmiştir ki, M.Ö. II.  hayvan besiciliğine dayalı yarı göçebe yaşam biçimi neredeyse karakteristik bir duruma dönüşmüştür.
Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi'nde bulunan Tilkitepe, Van Kalesi Höyüğü, Karagündüz, Arat, Sos Höyük ve Dilkaya gibi büyüklerde sürdürülen arkeolojik kazılarda, Erken Demir Çağı’na ait bir kültür tabakasına rastlanılmamıştır. Bu durum, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki höyüklerde Erken Demir Cap yerleşmesinin olmadığını göstermededir.

İnsanların ovalardaki höyük ve tanım dan uzaklaşmaları, günümüzdeki iklimin başlangıcı olan daha kurak ve benzer bir iklimin varlığına bağlanmaktadır. Hayvan besiciliğine dayalı yarı göçebe yaşam biçimi, Erken Demir Çağı'nda öneminden herhangi bir şey kaybetmeden varlığını sürdürmüştü Nitekim, Erken Demir Çağı'nda zengin su kaynakları ile gür dağ çayırları ve otlakları bol olan yaylalara yakın olan yüksek yerlerde kurulan kalelerin beyleri, hayvan besiciliğine dayalı yarı göçebe yaşam biçiminin organizasyonunu başarılı bir şekilde sürdürmüştür.

Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi'nde bulunan Erken Demir Çağı'na ait kale, yer leşim merkezi ve nekropoller, 1998 yılından günümüze kadar Prof. Dr. Oktay Belli baş kanlığında kurulan bilimsel heyet tarafından araştırılmaktadır. Prof. Belli yalnızca Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu'daki kale, yerleşim merkezi ve nekropolleri değil, Gürcistan ve Nahçıvan Ozerk Cumhuriyeti'nde bulunan Erken Demir Çağı kale ve nekropollerini de araştırarak, bu kültürün ortak ve farklı özel liklerini ortaya koymuştur.

Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi'ndeki Erken Demir Çağı, tarih olarak M.Ö. 1300-900 yıllarını kapsamaktadır. Bu tarih, Türkiye, Avrupa, Amerika, Iran ve Nahcivan’da bu konu üzerinde çalışan bilim insanlar tarafından kabul edilmiştir.

İlginçtir ki, M.Ö. 13. yüzyılın ilk çeyrek beri çivi yazılı Assur kaynakları, Doğu Anadolu Bölgesi'nde Urartu Krallığı'nın pro- to tarihini oluşturan Erken Demir Çağı'nda Nairi ve Uruatri Beylikleri hakkında çok önemli bilgiler vermektedir.

Örneğin Assur Kralı I. Salmanassar ( M.Ö. 1274-1245), hükümdarlığının 1. yılın da (1274) Doğu Anadolu Bölgesi'ne askeri sefer düzenleyerek, Uruatri ülkesi hakkında ilginç bilgiler vermiştir. Uruatri kelimesi, etnik bir topluluğun adı değil, dağlık bölge anlamında kullanılan coğrafi bir deyimdir.

L.Salmanassar'ın ardılı olan I. Tukulti-Ni nurta (M.Ö. 1244-1208) döneminde, Nairi Ülkesi'ne düzenlenen askeri seferde, 40 kralın (beyin) olduğu, bunlardan haraç ve vergi verildiği vurgulanmıştır.

Assur Krals I.Tiglat-Pileser (M.O. 1115-1077) döneminde ise, Doğu Anadolu Bölgesi'nde egemenliğini sürdüren Nairi ülkelerinin 60 kralı (beyi) ile çarpıştığım bu topluluklardan tam teçhizatlı 120 savaş ara basının ele geçirdiği, 1200 at ve 2000 sigrin haraç olarak alındığı belirtilmektedir.

1.Tiglat-Pileser'den sonra Assur Kralli gi'nin tahtına geçen Assur-Bel-Kala (1074 1057), II.Ad Nirari (M.O.911-981) ve II.Assurnasirpal (M.O. 883-859) dönemine ait çivi yazılı belgelerde de, Nairi ve Urartu olarak isimlendirilen Doğu Anadolu Bölgesi'nde yaşayan topluluklara askeri seferlerin yapıldığını, ganimet ve haracın alındığı öğrenmekteyiz.

Gerçekten de, Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi'nde son 20 yıldan beri sürdürülen arkeolojik yüzey araştırması çalışmalarında, Erken Demir Çağı'na ait 50'den fazla Beylik merkezi olabilecek kale, yerleşim merkezi ve nekropol alanı saptanmıştır. Kale ve nekropol alanlarının, çivi yazılı Assur belgelerinin vermiş olduğu bilgiler ile uyum içinde olduğu anlaşılmaktadır.

Çivi yazılı Assur kaynaklarının vermiş olduğu bu önemli bilgilerden, M.Ö. 13. yüzyılın başlarından beri Doğu ve Kuzey doğu Anadolu Bölgesi'nde çeşitli boy ve budunların oluşturduğu Beylikler Döneminin bulunduğu ve merkezi yönetime geçilme diğini öğrenmekteyiz. Hiç kuşkusuz bu boy ve budunlar, M.Ö. III. binyılından itibaren Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi'nde ilk kez kültür birliği kuran Hurrilerden oluştur maktaydı.
Kafkasya'dan tüm Doğu ve Güneydoğu Bölgesi'ne yayılan Hurriler, mimaride genel likle yuvarlak planlı konutlara sahiptir. Metal gibi parlayan siyah açkılı çanak çömleği kullanan Hurriler, kök bitişken Asianik dil ailesine aittir. Hurrilerin kullandığı Asianik dil, günümüzde Kafkasya'da yaşayan Ab haz, Çeçen ve İnguşların dili ve grameri ile akrabadır.

ERKEN DEMİR ÇAĞI'NDA AĞRI DAĞI BÖLGESİ

Ağrı Dağı Bölgesi'nin en ünlü yaylasını, soğuk ve temiz su kaynakları ile zengin otlak ve dağ çayırlarına sahip olan Sinek Yaylası oluşturmaktadır. Ağrı Dağı'nın batısında oldukça geniş bir coğrafi alana yayılan Sinek Yaylası'nda bulunan çok sayıdaki savunma kalesi ve nekropol, Erken Demir Çağı'nda yoğun olarak kullanıldığını göstermektedir. İlginçtir ki bu ünlü yayla, Eski Çağ'dan günümüze kadar bölgenin kırsal kesiminde Küçük ve Büyük Ağrı Dağı yaşayan ve hayvan besiciliği yapan yarı göçebe topluluklar tarafından kullanılmakta ve geleneksel yaşam devam ettirilmektedir.
Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi'nde olduğu gibi, Ağrı Dağı yöresinde bulunan Er ken Demir Çağı'na ait kale, sivil yerleşim alanı ve nekropoller, bugünkü ana yolların dışında, dağ yamacı ve yaylalarda yer almaktadır.

Günümüzde Erken Demir Çağı kültürünün en önemli mimari kalıntısı, kale, sivil yerleşim alanındaki konutlar ile mezarlardır. Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi'nde bulunan diğer Erken Demir Çağı merkezlerinde olduğu gibi, Ağrı Dağı yöresinde de savunma amacı kurulan kalelerin güney eteğinde sivil yerleşim alanı ve mezarlar bulunmaktadır.

Erken Demir Çağı'nda sivil yerleşim alanındaki konutlar ile mezarlar, Urartu Krallığının aksine, iç içedir. Konutların ve aile me zarlarının iç içe olması, Erken Demir Çağı'nın karakteristik özelliğini oluşturmaktadır.
Savunma amaçlı kurulan kalelerin güney eteğinde yer alan sivil yerleşim alanındaki konutların hemen hepsi, taştan inşa edilmiştir. Konutların taş duvarların yıkıldığı için, belirli bir plan vermekten uzaktır. Ancak birbirine Kacak olarak kazılan Sinek Yaylan Mezarı, kuzeyden bitişik olarak tasarlanan mekan odalarının, genellikle kare veya dikdörtgen planlı olduk lan gözlemlenmiştir.

KALELER

Yüksek kayalık tepelerin üzerine olduk ça iri taşlardan inşa edilen Erken Demir Çağı'na ait kalelerin güçlü savunma duvar lan, bu dönemin ilginç mimarisi konusunda bilgi vermektedir. Erken Demir Çağı'na ait kalelerin yalnızca savunma yönünden zayıf olan kısımlarına, savunma divanı yapılmış tir. Kayalıkların uçurum ile sonuçlanan ve herhangi bir tehlikenin gelmeyeceği yerlere ise, herhangi bir savunma duvarı yapılmamış nr. Bu karakteristik özellik, Nahcivan Özerk Cumhuriyeti topraklarında bulunan Erken Demir Çağ kaleleri için de geçerlidir.

Bugüne kadar yapılan arkeolojik yüzey araştırması sonuçlarına göre, Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu, Kafkasya, Nahcivan ve Kuzeybatı Iran bölgelerinde, Orta Tunç Çağı'na ait herhangi bir savunma kalesinin varlığına rastlanılmamıştır. Savunma Kaleleri, şimdilik Son Tunç Çağı'ndan itibaren ortaya çıkmış gibi görünmektedir.
Geç Tunç Çağı'ndan itibaren başlayan ve Erken Demir Çağı'nda doruk noktasına ulaşan onlarca savunma kalesinin, acaba herhangi bir düşman tehlikesi sonucunda mi inşa edildiğini bilemiyoruz. Şimdilik bileme değimiz bir başka konu da, savunma kaleleri, su kaynakları, çayır ve otlaklar ve çoğalan küçükbaş hayvan sürüleri ile artan mal varlığını korumak için mi inşa edildi. Bu önemli sorunların bilimsel araştırmaların ilerlemesi le çözümleneceğine inanmaktayız.

MEZARLAR

Erken Demir Çağı'na ait mezarlar, sivil yerleşim merkezindeki konutlar ile iç içedir. Erken Demir Çağı'na ait mezarların bir kıs mi elips kuyu şeklinde, çok büyük bir kısmı da, dikdörtgen biçimlidir.
Mezar odasının üzerine, konik veya pira mit biçiminde toprak tabakası yığılmaktadır. Toprağın akıp gitmesini önlemek için, çevresi bir veya iki sıra halinde çevrimli taş (krepis) ile çevrelenmektedir. Bu haliyle mezar odası, küçük bir kurgan gibi görünmektedir.

Toprağa açılan büyük bir çukur içine, iri taşlardan bindirme tekniği ile dikdörtgen şeklinde inşa edilen oda mezarların hemen hepsi, Urartu mezarlarının aksine, ön girişizdir. Mezar odasının üzeri de büyük, ağır ve yassı kapak taşlarıyla enlemesine kapatılmış tir. Mezara yeni bir defin yapılacağı zaman, dar uç kısımdaki kapak taşı kaldırılarak, defin işlemi yapılmaktadır. Mezar odasının içinde, Urartu oda mezarlarının aksine, ölü armağanlarının konulduğu yan duvarlında niş olmadığı gibi, cesedin üzerine yatırıldığı seki de bulunmamaktadır.

Mezar odalarının hemen hepsi aile mezarı olduğu için, birden fazla defin yapılmıştır. Eski iskeletler ve ölü armağanlar, mezranın en uçtaki dip kısmına yığılmıştır. Benzer defin geleneği, tüm Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi ile Nahcivan’da bulunan Erken De- mir Çağı mezarlarında da uygulanmıştır.
Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi'nde bulunan mezarlar gibi, Ağrı Dağı yöresinde bulunan Erken Demir Çağı'na ait mezarlarının hemen hepsi, ne yazık ki define bulmakta isteyen insanlar tarafından kaçak olarak kazılmıştır.

Defineciler, mezar odasının üzerini örten ağır ve büyük kapak taşlarını kaldırarak mezarının içine girmiş, mezarın mimarisini tahrip ettiği gibi, çeşitli büyüklükteki çanak çömlek içine ölü armağanı olarak bırakılan tarım ve bakliyat ürünleri, çeşitli meyve ve yiyecekleri de tahrip etmiştir.

Ağrı Dağı Bölgesi'nde bulunan Erken Demir Çağı'na ait mezarlarda bilimsel arkeolojik kazılar yapılmadığı için, bu döneme ait çanak çömleğin karakteristik özellikleri konusunda kesin bir şey söylemek zordur.
Erken Demir Çağı mezarlarında ölü arma ganları arasında en ilginç buluntuyu, büyük birözenle deminden dövme tekniğiyle yapılmas yuzlerce bilezik, yurük, saç halkan, boyunluk, gözlu ve gözsüz iğneler oluşturmaktadır.

Bu dönemde, Erken Demir Çagi'na adin veren demirden yapılmış yüzlerce süs esyans, altın, gümüş ve bronzdan oluşan takalardan çok daha fazla değerlidir. Aynica deminden dövme tekniğiyle yapılan onlarca topuz bass, bıçak ve baltalar, savaşlardan çok, törenlerde daha fazla kullanılmiştir.
İlginçtir ki, mezar odalarından ele geçirilen binlerce taki ve törensel silahların benzerine, Güney Kafkasya, Nahcivan ve Kuzeybatı Iran Bölgesi'ndeki Erken Demir Çağı mezarlarında rastlanılmamıştır. Bu durum, Erken Demir Çağı'nda Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi'nde demir işleme teknolojisinin çok yüksek bir seviyeye ulaştığını göstermektedir.

Definecilerin mezarlardan ele geçirdiği bir başka değerli buluntuyu, akik, cornealin, alabaster gibi değerli ve yarı değerli taşlardan yapılmış binlerce boncuk oluşturmaktadır. Kadın ve genç kızların büyük bir zevkle kullandığı çeşitli taşlardan yapılmış boncukların çok büyük bir kısmının, doğudan Afganistan, Hindistan ve İran’dan ticaret yolu ile ithal edildiği anlaşılmaktadır.

Mezarlarda, insan iskeletleriyle birlikte karışık olarak bulunan bir başka ilginç bulun tu, köpek iskeletleridir. Ekonomik üretimle rinde küçükbaş hayvan besiciliği yapan yarı göçebe insanların en büyük yardımcısı, koyun ve keçileri yırtıcı hayvanlara karşı koruyan köpeklerdir. Bu yüzden insanlar, aile mezarına kendilerine yardımcı olan köpekleriyle birlikte gömülmüşlerdir.

Erken Demir Çağı'ndaki bu ilginç gelenek, yalnızca Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu ile Ağrı Dağı yöresinde değil, Güney Kafkasya ve Nahcivan Özerk Cumhuriyeti topraklarındaki Erken Demir Çağı mezarlarında da görülmektedir.
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum