Tarım işçilerinin zorlu hayat serüveni

​Her yıl yaklaşık 300 bin Şanlıurfalı, daha iyi bir yaşama kavuşmak için küçüğüyle büyüğüyle 40'ı aşkın şehirde mevsimlik tarım işçiliğinde çalışıyor. Tarım işçileri, başta barınma şartları olmak üzere bir çok sorun yaşıyor.

Tarım işçilerinin zorlu hayat serüveni
01 Temmuz 2021 - 19:06 - Güncelleme: 02 Temmuz 2021 - 10:20
Kimisi memleketinde çiftçi ama tarlasını sulayamadığı için, kimisi ise memleketinde çalışabileceği iş olmadığı için ailesi ile birlikte ikametini terk ederek farklı şehirlere mevsimlik tarım işçisi olarak çalışmaya gidiyor.

Mevsimlik işçiler, çadır ve kamplarda kısmen yerleşik bir yaşam sürüyor. Sonbahar'da sel ve soğuktan; yazın ise nem, haşere, sivrisinekten dertliler.


Bulundukları şehrin adeta gıda zincirinin büyük bir halkası konumunda olan Şanlıurfalı tarım işçileri, başta barınma şartları olmak üzere sağlık, okul eğitimi ulaşım gibi alanlarda büyük sorun yaşıyor.

Bir çok tarım işçisi de gidiş veya dönüş yolunda geçirdikleri trafik kazalarında vefat ediyor, aileler bu nedenle dağılıyor. Tarım işçisi olarak gittikleri illerde ise ihmaller nedeni ile birçok çocuk ve yetişkin, yine ağır iş kazaları yaşayabiliyor, gurbet illerde vefat ediyor.

İmkansızlıklardan dolayı memleketlerini terk etmek zorunda kaldıklarını belirten işçiler, gittikleri yerlerde kötü koşullar altında yaşam mücadelesi verdiklerini belirtiyor. Elektriğin ve suyun olmayışı, barındıkları yerlerin çadır olması hayatlarında unutulması zor hatıralar bırakıyor.

Mevsimlik tarım işçilerinin şartlarını yerinde görmek ve çeşitli notlar almak için zaman zaman siyasiler, işçilere yönelik ziyaretler gerçekleştiriyor. İşçilerin hangi şartlarda yaşamlarını sürdürdüklerini görmek için Şanlıurfa'dan yola çıkarak ülkedeki 18 ile ziyaretler gerçekleştiren HÜDA PAR Şanlıurfa İl Başkanı Emin Özaslan ve beraberindekiler, işçilerin yaşadıkları sorun sıkıntıları teker teker not etti.


Anne yada çocuk olmak…

Mevsimlik tarım işçiliğinde "anne" olmak bir başka anlam taşıyor. Gurbette ve tarımda çalışan annelerin işleri hiç bitmez.

Anneler güneş doğmadan uyanır,  tarlaya gidecek aile bireyleri için kahvaltı hazırlar ve beraber tarlaya geçerler. Burada tüm aile bireyleri ile beraber çalışır anneler. Çalışma akşam saat 18.00 ile 20.00'a kadar devam eder ve beraber ikamet edilen çadıra gelinir.


Yetişkin erkekler diğer komşuları ile sohbete koyulur, çocuklar oyunlara dalar, gençler etrafta biraz gezinirler ama annelerin istirahat etmeye dair bir planları olmaz maalesef. Tarladan geldikten sonra yaşça büyük kızlarının da kendilerine yardım etmesi ile önce akşam yemeği hazırlar. Bulaşık ve çamaşır yıkamada kullanmak üzere sular ısıtılır. Anneler önce kirlenen yemek kaplarını yıkar ardından kirli çamaşırları elden geçirir.

Yemekler yendikten sonra aile bireyleri köşesine çekilir; kimisi istirahat eder kimisi ise varsa varsa televizyonu izler gündemden haberdar olmaya çalışır.

Bu durum bir döngü gibi her gün yaşanır.


"Çöldeyiz… Çalışmamız çok zahmetli"

Ailesi ile birlikte Şanlıurfa'dan gelip Yozgat'a bağlı Yerköy ilçesi Arifeoğlu köyünde kurulan çadırlarda yaşayan Pakize Gerçek, İLKHA muhabirine bir gününü şöyle anlatıyor:

Saat 04.30'da kalkıp kahvaltı için çay hazırlıyorum. Çalışacağımız tarla için hazırlıklarımızı yapıyoruz. Şeker pancarı tarlasında akşam 20.00'a kadar çalışıyoruz. Çöldeyiz yani çalışmamız çok zahmetli, tarlada yemek yediğimiz sırada şiddetli rüzgarlar soframızı savurabiliyor. Akşam eve geldiğimizde su almak için burada uzak çeşmelere koşuyoruz. Çünkü buradaki su tuzludur içilmiyor, ekmek için hamur yapıyoruz. Çocuklarımız uyuyamıyor, bazen saat 22.00 bazen de 24.00'a kadar uyanık kalıyorlar. Herkes yemeğini yedikten sonra dışarıda bu tozun, toprağın içinde bulaşıkları yıkıyorum. Tabi sabah uyanıyorum çoğu zaman bulaşıklarımın içine toprak dolduğunu görüyorum rezilliktir bu halimiz. Bulaşıkları yıkamak içinde sıcak su lazım, ateş üzerinde kaynatıyoruz. Bulaşık yıkaya yıkaya, ovalaya ovalaya tırnaklarımız patladı.

"Keyfimizden gelmiyoruz buralara mecburiyetten geliyoruz"

Diğer bir mevsimlik tarım işçisi anne Muhbet Erdem ise "Biz bayanların işi hiç bitmiyor" sözleri ile gurbette, tarlada anne olmanın ne demek olduğunu özetliyor.

Ailesi ile Şanlıurfa'dan Bursa'nın Yenişehir ilçesine tarım işçiliği için gelen Erdem, yaklaşık 6 ay memleketlerinden, evlerinden uzakta tarlalarda, çadırlarda alın teri dökerek ekmek kavgası verdiklerini ifade ediyor.

"Hava güzelse gidip tarlada çalışırız güzel değilse çadırda kalırız." diyor Erdem ve şunları ekliyor:

Şanlıurfa'dan Bursa'ya bezelye tarlasında çalışmak için geldik. Bezelye bittikten sonra isot tarlasında çalışıyoruz. Bu da bittiğinde fasulye tarlalarına gidiyoruz. Yaklaşık 6 ay boyunca buralarda çalışıyoruz. Saat 06.30'da uyanıyoruz, 07.30'da çadırdan çıkıyoruz. Akşam 18.00 gibi işimiz bitiyor, çadırlarımıza geliyoruz. Akşam namazını kıldıktan sonra yemek için hazırlık yaparız ve yatsı namazından sonra akşam yemeğini yeriz.
Biz keyfimizden gelmiyoruz buralara, mecburiyetten geliyoruz. Biz bayanların işi hiç bitmiyor. Tarladan çalıştıktan sonra çadırlara geliyoruz, yemek hazırlıyoruz, bulaşık ve çamaşırları yıkıyoruz, aile fertlerimiz banyo yapsınlar diye sıcak su kaynatırız. Yatana kadar çalışırız.


Memleketin 3 bin TL'sini buranın 5 bin TL'sine değişmeyiz

Gurbette olmalarının ve mevsimlik tarım işçileri olarak çalışmalarının gerekçesini anlatan Muhbet Erdem, "Memleketimizde iş imkanları yok. Mesela küçük çocuklarımız en azından burada çalışabiliyorlar ama memleketimizde bu imkanlar yok. Ne arsamız nede ekilecek tarlamız var. Tarlası olanlara çalışsak onlar da masraflarını karşılayamıyorlar, kaldı ki bizim yevmiyelerimizi nasıl versinler? Mecburuz, buraya geliyoruz. Burada aylık 5 bin TL geçiyorsa elimize, memleketimizde 3 bin TL geçseydi daha iyiydi, memlekette kalırdık." ifadelerine dikkat çekiyor.

"Tarlalarımız var ama su yok"

Şanlıurfa'da yaklaşık 80 dönüm arazisi bulunan Mehmet Deveci, kendisi ve 14 aile bireyi ile Nevşehir'in Hacıbektaş ilçesine bağlı Büyükburunağıl köyünde çadırlarını kurmuş.


Deveci, "Tarlalarımız var ama su yok. Su olmayınca haliyle imkân da olmuyor, çıkıp geliyoruz. Yoksa memleketi terk edip buralara gelir miyiz?" diyor.

Her yıl mayıs ayında başlıyor Deveci ve ailesinin yolculuğu ve Kasım ayına kadar sürüyo. Daha sonra tekrar memleketleri olan Şanlıurfa'nın yolunu tutuyorlar. Konuşurken fark edebiliyorsunuz Deveci'nin sıkıla sıkıla cümleleri kullandığını ve belli ki bu hal bayağı rahatsız etmekte kendisini çünkü "çocukların ne işi var burada, oyun oynamaları gerekirken" sözleri ruh halini yansıtıyor.


"Keşke kendi memleketimizde imkân olsaydı da orada çalışsaydık, buralara gelmeseydik"

"Şanlıurfa'nın Viranşehir ilçesinden geldik." diyerek konuşmasına başlayan Mehmet Deveci (45), "Pancar tarlalarında çalışmak için buralara geliyoruz. Keşke kendi memleketimizde imkân olsaydı da orada çalışsaydık, buralara gelmeseydik. Maalesef o imkanlarımız yok. Tarlalarımız var ama su yok, su olmayınca haliyle imkân da olmuyor, çıkıp geliyoruz. Yoksa memleketi terk edip buralara gelir miyiz? Şu an köyde 70-80 dönüm arazimiz var ama su yok, su olsaydı tarlamızı işletirdik. Bir aileden 15 kişi çıkıp buralara geldik. 5'inci ayda buralara geliyoruz ta 11'inci aya kadar tarlalarda sürünüyoruz. Bu hayatımız riskler üzerinedir ama başka bir imkânımız yok. Bazı yıllar masraflarımız ile kazandığımız eşit oluyor, eli boş döndüğümüz de oluyor." ifadelerini kullandı.


"Elektriğimiz yok, haliyle televizyon da yok"

Elektrik, su gibi sıkıtlarının olduğunu belirten Deveci, gurbetteki bir günlerini şu sözlerle anlatıyor:

Saat 05.00'te kalkıyoruz, çocukları uyandırıyoruz. Saat 08.30'a kadar tarlada çalıştıktan sonra kahvaltımızı tarlada yapıyoruz, tarlada akşam 19.30-20.00'ye kadar çalışıyoruz ve çadırlarımıza dönüyoruz. Yağışın olduğu günler çadırlarda kalıyoruz o gün bayanlar çamaşırlarını yıkar, ekmek pişirir. Bizim de eksiklerimiz varsa o gün ilçelerden ya da köylerden temin ederiz. Elektriğimiz yok, haliyle televizyon da yok. Kendi imkanlarımız ile getirdiğimiz güneş panellerinden faydalanıyoruz, telefon şarjları için araçlardan faydalanıyoruz. Perişanlıktır yaşadıklarımız.

"Baba, burada ne işimiz var?"

Deveci, çocukları ile ilgili duygularını ve aralarında geçenleri, "Çocuklarım bazen soruyor, 'Baba, burada ne işimiz var?" diye. Ne cevap vereceğimi bilemiyorum." ifadeleriyle aktarıyor.

Deveci, "En büyük çocuğum 19 yaşında ve bu çocuklarımız okulda olması gerekirken biz tarlalara getiriyoruz. Onlar oyun oynamaları gerekirken tarlalarda sürünüyorlar. İşimiz olmadığı için buralardayız. Çoğu zaman çocuklarımın sorduğu sorulara karşı susuyorum ya da soruyu geçiştiriyorum. Verebileceğim bir cevap yok. Baraj yolu ile su getirilseydi, tarlalarımızda çalışırdık ama imkân yok ise buralara mecburen geliriz." diye ekliyor.

Mevsimlik tarım işçisi olarak Şanlıurfa'dan aileleri ile birlikte Bolu'nun Mudurnu ilçesine tarımda çalışmak için gelen kuzenler aynı zamanda başarılı birer güreşçi.

"Ben güreşe devam etmek istiyorum"

Emircan Çiftçi, güreş alanında Türkiye 5'incisi, kuzenleri Rıdvan, güreşte Türkiye 3'üncüsü, Mazlum Çiftçi ise Türkiye 3'üncüsü.


Taha Akgül ve Rıza Kayaalp gibi güreşte ülkesini ve memleketini temsil etmek istediğini belirten Emircan Çiftçi, "10'uncu sınıfa gidiyorum, güreş ile 4 yıldır ilgileniyorum ve Türkiye 5'incisi, Anadolu Yıldızlar'da birinci oldum, grup 3'üncüsü oldum. Şanlıurfa'da çalışabileceğimiz bir işimiz yok, buralara geldik. Babam yaşlanıyor, haliyle ona yardım etmek zorundayız. Şu an da marul tarlasında çalışıyoruz. Ben güreşe devam etmek istiyorum, bunun için de Şanlıurfa'da kalmam, buralara mevsimlik işçi olarak gelmemem lazım. Burada tabure, koltuk gibi ev eşyaları ile antrenman yapıyoruz. Bazen de çok gürültü oluyor diye antrenmansız geçiriyoruz günlerimizi. Ben de bir Rıza Kayaalp gibi bir Taha Akgül gibi şehrimi, ülkemi güreşte temsil etmek istiyorum." ifadelerini kullanıyor.


"Güreş performansımız düşmesin diye bulduğumuz ev malzemeleri ile antrenman yaparız"

Rıdvan Çiftçi'nin de güreşte derecesi bulunuyor. Çiftçi, mevsimlik işçi olarak geldikleri Bolu'da buldukları eşyalar ile antrenman yapabildiklerini söylüyor.

Rıdvan Çiftçi, "9'uncu sınıfa gidiyorum ve 4 yıldır güreş ile ilgileniyorum. Grup Türkiye Şampiyonasında 3'üncü oldum, Bölge Şampiyonasında 2'nci oldum. Mevsimlik işçi olarak Şanlıurfa'dan Bolu'nun Mudurnu ilçesine geldik. Güreş performansımız düşmesin diye bulduğumuz ev malzemeleri ile antrenman yaparız. Olması gereken şekilde antrenman yapamadığımız için performansımızda düşüş oluyor. Ben, ağabeyim ve amca çocukları ile beraber toplamda 4 kişi antrenmanlarımıza devam etmeye çalışıyoruz. Antrenmanlarımızda teknik dönüyoruz, tek kol, kafa kol, bele girme, kol çekme yapıyoruz. Ağırlık olarak da şınav, mekik, arka kol, ters mekik gibi çalışmalarımız oluyor." diyor.

Yetkililer tarafından seslerinin duyulması gerektiğini belirten diğer bir güreşçi Mazlum Çiftçi ise, "15 yaşındayım, 10'uncu sınıfa geçtim. 4 yıldır güreşle uğraşıyorum. Türkiye 3'üncülüğü, Bölge Şampiyonluğu gibi derecelerim var. Ailemizin maddi olanakları iyi olmadığından buraya çalışmaya geldik. Güreşte iyi olduğumuz için yetkililer sesimizi duymalı ve güreşe devam edebilmemiz için bize el uzatmalılar." diye konuşuyor.


"Harran'da iş imkânı olsaydı biz buralara gelmek zorunda kalmazdık"

"Ben tarlada ders çalıştım, sınav sonucumu tarlada öğrendim." Bu sözler Kilis 7 Aralık Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencisi Mehmet Emin Çağatay'a ait. Çağatay'da aile bireyleri ile Şanlıurfa'nın Harran ilçesinden gelmiş Nevşehir'e.

Bir üniversite öğrencisi olarak yaşadıklarını anlatan Mehmet Emin Çağatay, "Buralarda mevsimlik tarım işçisi olarak çalışıyoruz. Elektrik sıkıntımız mevcut, çadırlarda kalıyoruz, geceleri doğru dürüst uyuyamıyoruz, acaba çadırlar ne zaman uçacak diye endişelerimiz var. Ciddi manada içecek su noktasında problem yaşıyoruz. Tarlada çalıştığımız için doğru dürüst derslere giremiyoruz. Üniversiteye hazırlanırken bazen fırsat bulduğumda tarlada bazen de çadırda hazırlanıyordum. Harran'da iş imkânı olsaydı biz buralara gelmek zorunda kalmazdık. Burada daha da zorlanıyoruz." şeklinde konuşuyor.


"Kendi tarlam olmasına rağmen gelip başkasının tarlasında çalışıyorum"

Şanlıurfa'da çiftçi olan ama pahalı olan sulamadan ve tarım girdilerinden dolayı tarlasını ekip biçemeyen Zeki Erdem, geçimlerini yapabilmek için Bursa'da ailesi ile birlikte tarlalarda çalışmak zorunda kaldıklarını belirtiyor.

"Şanlıurfa'dan buraya geldim mevsimlik tarım işçisi olarak. Kendim de Şanlıurfa'da çiftçilik yapıyorum ve kendi tarlam olmasına rağmen gelip başkasının tarlasında çalışıyorum." diyor Erdem ve sözlerini şu şekilde sürdürüyor:

Şu an Bursa'nın Yenişehir ilçesindeyiz ve yaklaşık 14 yıldır ailemle buraya çalışmaya geliyoruz. Kendi tarlamda ürün yetiştiremiyorum çünkü bizim orada su, pompalı verilir. Su, dönüm başı 500 TL'ye verilir, Harran ilçesi gibi yerlerde ise 130 TL. Ayrıca diğer masrafları da hesapladığımızda kendi tarlam olmasına rağmen 20 bin TL zarar ediyorum. Bunun masrafını hesapladığımda zaten tarlamı ekemiyorum. Mecbur gurbete çıkıyorum.

"Okulu yarıda bırakıp buraya geliyor çocuklarımız"

Öğrencilerin aylarca eğitim-öğretimden uzak kaldığını kaydeden Erdem, "Şu an dışarıda yağmur yağıyor ve tarlaya gidemiyoruz. Çoluk çocuk perişanız, hepimiz yağmurun, çamurun içindeyiz. Toprağım olmasına rağmen buraya gelip bu sefaleti çekebiliyoruz. Bizim bu sıkıntımızın giderilmesini istiyoruz. 7 nüfuslu bir aileyiz, benim 2 çocuğum asgari ücretle Şanlıurfa'da çalışsalar benim buraya gelmeme gerek kalmaz. İki asgari ücret bana her halükârda yeter. Okulu yarıda bırakıp buraya geliyor çocuklarımız. Çocuklarımız 3 ay okula gidiyor yaklaşık 6 ay memleketten uzaktırlar. Bu şekilde eğitim olmaz ki. Çocuklarımızın okulda olması lazım, tarlada değil. Biz bunu istiyoruz." diyor. (İLKHA)
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum