Eûzu billahi mineş-şeytânirracîm. Bismillahirrahmanirrahîm.
Bütün alemleri rububiyet dairesinde en mükemmel şekilde terbiye eden rabbe hamdüsenalar olsun.
Namaz ve orucu insanlara öğrettiği gibi Nas Suresinde Rabbe sığınmayı öğreten, öğretmenimiz ve peygamberimiz Hz. Muhammed’e salatüselam olsun.
Rabbin rububiyetine iman ettikten sonra Rabbim Allah’tır deyip Asrıcehaleti Asrısaadete çeviren örnek nesil sahabeye selam olsun.
Dünyaya ve eşyaya ahiret gözüyle bakmayı kendine en mühim mesele yapan, Kur'an ve Sünnet doğrultusunda hayatını yaşayan siz güzel kardeşlerime salatüselam olsun.
BİR SORU BİR CEVAP
Şöyle bir soru cevap ile rububiyetine hayatta ki tesirine daha fazla anlamak için mübarek nas suresindeki.
“De ki; sığınırım insanların Rabbine.”
İnsanların neye nasıl ve niçin sığındığımızı anlamış oluruz.
SORU:
Bu dünyada “rububiyet” ve “ubudiyet” konusunda dinen insandan istenen en mühim mesele nedir? Ve insanın Rabbine karşı olan vazifeleri nelerdir?
CEVAP;
Rububiyet, terbiye edicilik manasına gelmektedir. Terbiye “bir şeyi ilk noktasından itibaren tekâmül ettirerek son noktasına ulaştırmak” şeklinde tarif edilmektedir.
Örnek olarak Rabbimizin çekirdekten koca ağacı yaratması, nutfeden (ana baba suyundan) insanı yaratması gibi emsaller verilebilir. Rabbin terbiyesine ise hayvanların hayatı çok kısa bir zamanda öğrenmesi gibi temsiller gösterilebilir.
Tüm kâinatta, hayvanlar, bitkiler ve insanlar üzerinde; Allah’ın rububiyet mührü, tesiri ve müdahalesi okunmaktadır. Yani sayamadığımız on sekiz bin âlemin her bir ferdinde aynı mühür eksiksiz mükemmeliyetiyle beraber tecelli etmektedir, Allah-u Ekber.
Şimdi birde bu terbiyeyi, bütün âlemlerin her birinde ayrı ayrı terbiye fiili ile görmeye çalışırsak bakacağız ki her biri bir başka şekilde, bir başka güzellikte, bir başka mükemmellikte rububiyet mührü görünmektedir.
Rabbimizin kudretini, mükemmelliğini kör olmayanlar görür ve Suphanallah demekten de kendilerini alamazlar. Lakin bu kâinatta biri var ki adı nas (insan), rububiyet ile ilgili özel bir donanıma sahiptir, akıl ve cüz’i irade ile donatılmıştır.
Bu insan kendi hayatına Rabbi müdahale ettiği oranda yani o reis insan sırtını Rabbe dayadığı oranda mükemmelliğe yükselir, ala-i iline yükselir. Bağını kestiği oranda da kâinatın reisiyken esfel-i sâfilîne kadar alçalır, hayvandan daha aşağılık bir duruma düşer.
Dolaysıyla da insanla Rab arasındaki bağ, kemikle et gibi bir bütün gibidir. Ayrılamaz ikililerden, gafil olup ayrılan Nas (insan) gafleti ve uzaklığı oranında kaybeder. Şeytanın örgütüne bağlanır ve hüsrana uğrarlar. Ancak Rabbin rububiyetinden bir şey eksilmez.
Et çürür, bozulur, kokuşur ve kendisiyle çevresine zarar verir de lakin kemiğe bir şey olmaz. O kemik bir daha et oluşturur, terbiye eder.
Ayrıca bizler her namazda Fatiha suresini okurken, âlemlerin Rabbine hamd etmekle bu farklı terbiyelerin şuurunda olduğumuzu ilan etmiş oluyoruz.
Dolayısıyla da namazdaki sözümüzün içindeki şükrü, namazın dışında da idame etmek için gaflette olmamalıyız. Çünkü namaz bittikten, hac döndükten, ramazan bittikten sonra başlar. Unutmayalım ki hayat ölümden sonra, reislik kulluktan sonra başlar. Kişi için kâinatın reisi olması, Rabbin rububiyetine teslim olmaktan, sırtını ona dayamasından geçer.







Yazın çok güzel ve faydalıydı hocam. Yüreğine ve kalemine saglik
Allah razı olsun hocam, ağzınıza yüreğinize sağlık