Tefekkür
Tefekkür: "f‑k‑r" kökünden gelip fikir etmek, derin derin düşünmek, akıl etmek anlamlarına gelmektedir. İmam Kurtubî şöyle diyor: "Düşünmek (fikir); kalbin bir şey hakkında düşünüp durmasıdır. Tefekkür çokça düşünmek demektir. Çokça düşünen bir kimse hakkında mütefekkir denilir."
İslâmî literatürde Tefekkür, sadece düşünmekten daha öte bir anlam taşır. Yaratılışı, evreni, varlıkları, olayları, kendi nefsini ve Allah'ın ayetlerini anlamak, bunlardan ders çıkarmak ve bu düşünceler ışığında doğru bir bakış açısı geliştirmek demektir.
Tefekkür, Kur'an'da on sekiz yerde geçmektedir. Kur'an'da birçok ayette, akıl erdiren, düşünen, bilen insanlar için ibretler vardır denmekte ve tefekkür anlamını ifade eden yüze yakın kelime kullanılmaktadır, dolayısıyla da çok tefekkür etmeliyiz.
Evet, yaşadığımız her anı fırsat bilerek hayatımızı yeniden gözden geçirmeliyiz. Önce kendi geçmişimize, geleceğimize, kendimize doğru tefekkür seyahatine çıkalım. Ardından nereden geldiğimize, niçin geldiğimize, bu amacımızı gerçekleştirebileceğimiz daha doğrusu Rabbimize doğru tefekkür yolculuğuna çıkalım. Kur'an’dan ilham alıp Hz. Muhammed Mustafa’yı rehber ve önder edinip, ilme ve bilgiye sarılıp, tefekkür deryasından, akıl havuzundan, düşünce sermayesinden istifade ederek iman yolculuğuna, ibadet yolculuğuna, hakikat yolculuğuna, insanlık yolculuğuna, ahlâk yolculuğuna çıkalım ve nasibimizi arayalım.
Ey nefsim ve kardeşim, şimdi var mısınız beş dakikalığına gözümüzü kapatmaya, inzivaya çekilip tefekkür/muhasebe yapmaya?
Evet diyorsanız durun, durun lütfen, hemen gözünüzü kapatmayın; yazıyı okuyup bitirdikten sonra ya da evin müsait köşesini bulduktan sonra başımızı ellerimizin arasına alalım, bir inziva mahiyetinde gözümüzü kapatalım, tefekkür/muhasebe yapalım.
Evet, gözümüzü kapatalım; çünkü kişi gözü açık iken bulunduğu alanı görür ve o kadarını düşünebilir, lâkin aynı alanda gözümüzü kapattığımız anda ise bu sefer o alanı da görür, bir de o alanın ve zamanın dışına çıkar; birden günler ve kilometreler uzaklıktaki yerleri ve binlerce yıl öncesi, hatta kendimizin yaşamadığı ancak okuduğu, duyduğu tarihî yerleri ve şahısları üç aşağı beş yukarı görür gibi oluruz.
Evet, ey nefsim ve kardeşim, var mısınız? Önce kendi geçmişimize bakalım mı? Meselâ dün, önceki gün ve geriye doğru kalpten şuurlu bir şekilde ince ince, miskal‑i zerre ölçüsüyle ömrümüzü tefekkür ettiğimizde ne yaptığımızı, neyi eksik bıraktığımızı göreceğiz; eksiklerimizi gidermeye çalışırız.
Evet, aynı zamanda çocukluktan o tefekkür anına kadar hepsi kapalı gözün içinde yürekleri hoplatan anlar birer birer sinema filmi gibi akıp gelir. Lütfen hayat şeridinin içindeki olumsuzları gördüğünüzde şeridi durdurun ve o olumsuzu geçmeyelim kalbimizin bir yerine not edelim. Şuurlu bir şekilde onu düzeltmeye çalışalım ki hem tekrarı olmasın hem de o olumsuzu düzeltelim, isterseniz birkaç aşamayla ilerleyelim.
Kur’an ve biz
- Meselâ şöyle: Gözümüzü kapattığımızda tefekkür ettiğimizde biz ve Kur'an ilişkimizi tefekkür ettiğimizde Kur'an‑ı Kerim bize diyor ki: "Biz bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, Allah'ın korkusundan onu baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri düşünsünler (tefekkür etsinler) diye insanlara veriyoruz…" (Haşir 21).
Meselâ alalım şu Kur’an’ı, yakınımızdaki dağa götürelim, dağda en yüksek yerine koyalım. Bu Kur'an dağın üzerinde iken dağın bu şekilde parçalandığını görmeyiz, değil mi? Neden?
Çünkü ona inme denmez; bırakmak denir. İnzal, bir şeyin yukarıdan aşağı doğru gelmesi anlamına gelir; İslâm literatüründe ise nazil olan vahiy ile durumun şekillenmesi demektir. Tabii ki bu inzalin bir anlamı vardır, o da Allah’ın her şeye karıştığını ve her şeyin O'nun emir ve yasaklarıyla şekillenmesi demektir.
Şimdi bu dünyada en değerli yaratık olan biz insanlara vahyin, yani Kur'an'ın bize nazil mi olmuş, olmuş ise ne kadar nazil olmuş? Hayatımıza ne kadar karışmış? Yoksa kutsal bir kitap olarak dağın yüksek yerine koyduğumuz gibi evimizin yüksek yerine mi konulmuş? Olduğunu tefekkür ettiğimizde Allah (c.c.) bizlere ne kadar karıştığını inzal etiğini Hz. Enes bin Mâlik (r.a.)'ın dediği gibi: "Allah katındaki hissesini öğrenmek isteyen kimse, Allah’ın kendisinin yanındaki hissesine baksın." Kanaatimce gözümüzü kapatıp tefekkür ettiğimizde Allah’a olan bağlılığımızı ve O'nun yolunda ne kadar çaba gösterdiğimizi, O (c.c.)'nün hayatımıza ne kadar karıştığını görür ve boyumuzun ölçüsünü almış oluruz.
Tefekkür ille Taklidi imandan Tahkiki imanı yaşamak
- İslâm'ın bu kadar önem verdiği olumlu tefekkür, insanı taklitçilikten kurtarır. Tahkiki imana çıkarır. Meselâ
"Ey kavmim! Bu dünya hayatı ancak geçici bir menfaatten ibarettir. Ahiret ise durulacak karar yurdudur." (Mü’minûn 39)
Elbette ki tefekkür eden ebedî olan şeyi geçici olana üstün görür ve onu elde etmeye başlar, hâl böyle olunca ebedî olan âhiret için çalışır, başkasını taklit etmekten de kurtulur, kendisi başkalarına yol gösterir.
Gözümüzü kapatalım, bir an mahşerde olduğumuzu ve o mahşerin dehşetini gördüğümüzü ve o anda da defterin önümüze konulduğunu, sahife- sahife çevirdiğimizi ve Kur'an'ın deyimiyle
«Eyvah bize! Bu kitaba ne oluyor ki, küçük büyük bir şey bırakmaksızın hepsini saymış, tespit etmiş!» (Kehf 49) Dedikten hemen sonra dönelim, ahiretten gelmiş gibi gelelim, hayat şeridimizi geriye doğru saralım; çünkü dünya hızla gidiyor, ahiret ise adım adım bize doğru geliyor; bir gidene bakalım, bir geleceğe bakalım! Bir de mahşerde nasıl muamele göreceğimize bakalım.
Doğrusu bunu yapabilmek için de çok basit bir çare var; çare odur ki kişi sade yapacağı tek şey kalbini dünyadan ahirete çevirmesidir; yani yalan dünyanın uyduruk dertlerini bir kenara bırakıp asıl derdini düşünmek; ebedî ve sermedi olan ahireti kendine dert edinmektir!
Ahiret derdine düşen dünya kederi kalmaz; dünyanın bütün dertlerini toplasan, ahiret derdinin yanında lafı bile olmaz… Ahiret derdine düşen, dünyanın fuzulî dertlerinden kurtulur; gerçek saadetin ve hakikî huzurun yolunu bulur, kesin anlar ki ‘’Bu dünya hayatı ancak geçici bir menfaatten ibarettir.
Ahiret ise durulacak karar yurdudur." (Mü’minûn/ 39) Elbette ki tefekkür eden ebedî olan şeyi geçici olana üstün görür ve onu elde etmeye başlar, hâl böyle olunca ebedî olan ahiret için çalışır. Tıpkı ehl-i hakikatin manifestosunda dediği gibi "Yol Çilesiz, doğum acısız olmaz; ıstırap denizine girmeden tefekkür etmeden mânâ incileri toplanamaz. Erenler, çileye, tefekküre gönüllü olarak talip olmuşlar." Nefislerine açlığın ve yalnızlığın ıstırabını tattırmak suretiyle ince ince tefekkür etmişler, "ölmeden önce ölmek" şuuruyla uyanmak için bazen günlerce ve aylarca çilehanelerde yalnız kalmışlar ve tefekküre dalmışlar. Bilmek, bulmak ve olmak için, tefekkür ederek çile köprüsünden geçip mânâ denizine dalmışlar. Nice zamana kadar çile ve ıstırap ateşinde pişip olgunlaştıktan sonra aradıkları manayı kalplerinde bulmuşlar. Hakikî derde düştükten sonra dünya dertlerinden azade olmuşlar; onlar ahiret derdiyle dertlenince hakikî dermanı bu yolda
Biz ve Gazze
Evet, tabii ki bu tefekkür şeridimizde günümüze dair mazlum Gazze ile ilgili bir anı olduğu için benim de senin de birer anımız vardır mutlaka; mazlum Gazze’ye karşı durduğumuz yer yeterliyse hamt edelim, değilse kalben istiğfar edip Gazze’ye karşı sorumluluğumuzu yerine getirmek için bir şeyler yapma gayretine girelim ve hayatımızın ferdî ve sosyal anlamda her alanını tefekkür edip düzeltelim.
Kur’an, Sünnet ve İslâm âlimlerine göre tefekkür.
Ayet tefekkürü için: ‘’Yeryüzünü gezin ve önceki milletlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakın, /tefekkür edin; onların çoğu müşrik idi’’ (Rum 42) "Muhakkak ki sizden önce birçok olaylar, şeraitler gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin, dolaşın da yalancıların sonunun nasıl olduğunu bir görün, tefekkür edin." (Âli İmrân 137)
Bir de bize sık sık tefekkürü emreden Sünnet: Resulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: "Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölüm sonrası için çalışandır. Âciz kişi ise nefsini hevasına tâbi kılan ve Allah'tan dileklerde bulunup durandır." (Tirmizi, Kıyamet 25) Hz. Ömer (r.a.) şöyle buyurmuştur: "Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz. Büyük duruşma için hazırlık yapınız. Çünkü dünyada nefsini hesaba çeken kişinin kıyamet günü hesabı hafif olur." Resulullah (s.a.s.) hutbelerinde hayırlı ve iyi amellere teşvik ederken bu ayeti okuyordu: "Ey iman edenler! Allah'tan korkun. Herkes yarın için ne hazırladığına baksın. Allah'tan korkun; şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır."
Yani ey Allah'ı ve Peygamberini tasdik edenler! Allah'ın emrettiklerini yapın, yasak ettiklerini terk edin, azabından korkun; herkes kıyamet günü için Salih amellerden neler hazırladığına baksın, tefekkür etsin. Allah sizi hesaba çekmeden önce siz kendinizi hesaba çekin, tefekkür edin. Allah'tan korkun; zira amellerinizden ve hallerinizden hiçbiri Allah'a gizli değildir. Bu sebeple O, küçük büyük, az çok bütün amellerinizin karşılığını verecektir.
Devam edecek...







Hocam Allah razı olsun kaleminize sağlık Gerçekten bizi tefekküre sevk ettiniz
Saygıdeğer hocam kaleminize sağlık Bizi gerçekten tefekküre sevk ettiniz Allah razı olsun